veritas vos liberabit

Gökkuşağının başladığı yerde hazine olmadığını biliyorum. Onun da köpek kakalarının ve insan ayakkabılarının kirlettiği sokakların birinden çıktığını, çıktığı yerin umut edilesi bir yer değil, her gün şahit olduğum bok çukurlarından biri olduğunu biliyorum. Ve bunu bilmek beni özgürleştiriyor. Soyut kavramlara yüklediğim imgelerin hazzıyla cenneti ayaklarımın altına alsam da somut gerçekliğin ahlaksızca önüme uzanışı bedenimi ve aklımı özgür kılıyor. Bana bu yeryüzündeki ahlak ve iyi kalıplarının içine girmem gerekmediğini gösteriyor. Çünkü sözlük anlamına göre bu yeryüzünün aslı iyi değil. Sokağın ortasına kakasını yapan köpekler ve bir tekerleğin yanında utanmadan çiftleşebilen kediler ahlaklı değil. Kendi yavrusu için diğerinin yavrusunu öldüren aslanlar da onurlu değil.
Doğanın kendisi erdemden uzak ve faşist.
İşte bu, mücevher kutularına saklayıp denizin dibine fırlattığımız katıksız gerçek.
İşte, sakladığımız gerçeğin yansımasından yarattığımız altın işlemeli saraylar.
Gerçek olmayan saraylarda üreyen insanlığımız.
Yeryüzünü kavramak isteyip de ondan en uzak olan tek varlık, insan.
Uzaklaşmanın en önemli etkeni, devlet.
Devlet insandan gerçeği gizler.
Sarayda yaşamak hepimize çekici gösterilmiştir.
Devlet doğayı insanın elinden alır.
Yabani bir atı dizginlemek mümkün değildir.
Devlet kitlelerin üstüne beton döküp, bina diker.
Bir apartmanın kontrolü çadırınkinden daha kolaydır.
Çünkü gerçeği kavramak, iyi olman gerekmediğini kavramaktır.

Yorumlar

Yorum Gönder